Malazgirt Zaferinin Perde Arkası

Tarihin her evresinde, Dünyanın siyasi ve kültürel gündeminde önemli bir mevkiye sahip olan Türkler, tarihin her safhasında gündemin en üst noktasındaki yerini almışlardır. Anadolu’ya baktığımız zaman ise Paleolitik ve Neolitik Çağlardan bu yana büyük güçlerin gözünü çevirdiği ve hakimiyet kurmaya çalıştıkları yerlerden biri olduğu gözlerden kaçmamaktadır. Türkler, Sakalarla beraber Anadolu’daki varlıklarını göstermeye başlamışlardır. Milattan sonra 395-396 yıllarında Basık ve Kursık adında iki Hun Su-Başısı* Anadolu’da varlık göstermiş, Anadolu’nun Kuzeyinden başlayıp, Güneyde Antakya’ya kadar akınlar düzenlemiş ve Trakya’ya doğru geri dönmüşlerdir. Tarihi hızlı bir şekilde ileri sardığımızda 1018 yılında Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, Çağrı Bey’i Anadolu seferi için görevlendirmiştir. 3000 süvari ile yapılan Selçuklu akını Van havzasına girdi ve buradaki küçük Ermeni Krallığına akınlar düzenledi. Ermeni kaynaklarında ” Türkler Vaspuragan (Van)’da bazı bölgeleri istila ederek kaleleri zapt etti. Burada Hristiyanları kılıçtan geçirdiler.” Demiştir. Türkleri tasvir ederken ise “İki elinde kılıç ve ağızlarında hançerleriyle uzun saçlı askerleriyle cellatları andırıyorlardı.” Diyerek cengaverlerimiz den ne kadar korktuklarını anlatmışlardır. Çağrı Bey, Kutalmış, Afşin Bey ve diğer Türk beyleriyle bu akından dönüp Payitahta geldiğinde Sultan Tuğrul ile görüşmüş ve Anadolu’nun siyasi istikrarsızlığını, fethinin kolay olacağını söylemişlerdir. Bu arada Doğudan gelen Türk aşiretleri Anadolu’nun sınırlarına yerleştirerek sınırdaki insan gücünü pekiştiriyordu. 1040’lardan sonra 30 yıl boyunca Anadolu’ya küçük büyük akınlar gerçekleşmiştir.  Dönemin müellifi olan Süryani Mihael, “Türkler o kadar kalabalıktı ki dünya ve yeryüzünün gücü onları kaldıracak güçte değildi.” Demiştir. Bizans İmparatoru II. Basilie’nin Doğu Anadolu’daki küçük Ermeni Krallıklarını ortadan kaldırarak oradaki Ermenileri Sivas’a nakletmesi, Türklerin Anadoluyu Ermenilerden değil, Bizans’tan aldığı görüşünün delilidir. 1045 yılında ise Bizans İmparatoru Konstantin, Gürcü Kralı Liparit ile beraber, Türkler’in üzerine yürümüştür. Tuğrul Bey’in emriyle Amcası Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış’ı savunmaya yollamıştı. Kutalmış, babasına sadık olan Oğuzları yanına alarak saldırıyı durdurmak üzere yola çıkmıştır. Diyarbekir ve Musul civarında karşılaşan iki ordu savaşa tutuşmuş, sonucunda Kutalmış’ın kesin zaferiyle sonuçlanmıştır. Bu zaferden sonra Payitaht’a dönen Kutalmış, Sultan Tuğrul’a Anadolu’nun zengin olduğunu ve Romalıların güçsüz olduğunu, dolayısıyla fetihlerin bu bölgelerde gerçekleştirilmesi gerektiğini bildirmiştir. Bu sırada Vaspuragan bölgesinden Anadolu’ya giren Hasan adında Selçuklu şehzadesi Zap suyu civarında Bizanslılar tarafından pusuya düşürülerek şehit edilmiştir. Bu olaya çok üzülen Tuğrul Bey, intikam için İbrahim İnal’ı görevlendirmiştir. Erzen ur-Rum (Erzen Rum’u) yani bugünkü Erzurum bölgesine yürüyen İbrahim İnal 1048’de yaklaşık 100 bin kişilik Bizans ordusunu mağlup ederek onları esir etmiş ve 10 bin araba içerisinde büyük bir ganimet elde etmişlerdir.

 

Malazgirt Zaferi

13 Mart 1071 günü İstanbul’dan hareket eden İmparator Diogenes, yola çıkmadan önce Ayasofya’da büyük bir ayin düzenlemiştir. Bu sırada İbn Kanalisî adındaki müellif Selçukluların 50.000 civarında olduğuna ve Bizanslıların da 200.000’den
aşağı bulunmadığına hükmetmek yerinde olur. Meydana geldiğini mübalağalı bir biçimde aktarmıştır. Sultan Alparslan, Türk ordusunun üssü olan Ahlat’a ordusunu yerleştirmiş ve savaşın son hazırlıklarını burada yapmıştır. İbn’ul Adim’in kaynağına göre Alparslan, Afşin, Sav Tekin, Gevher-Ayin, Tarang, Sanduk, Ahmet Şah, Dilmaçoğlu Mehmet Bey gibi beylerle beraber yer almıştır. Bazı kaynaklarda, Artuk, Saltuk, Kutalmışoğlu Süleyman, Danişmend Ahmet Gazi gibi beylerin yer aldığı konusunda çeşitli görüşlere yer verilmiştir. Sultan Alparslan, Savaş geleneği olarak Bizans Kralına bir elçi göndermiştir. İmparator Diogenes, “İsfahan mı daha güzeldir, Hemedan mı, bana ondan haber verin” diye sorar. Türk elçisi, “İsfahan” cevabını verir. İmparator: “Hemedan’ın soğuk olduğunu öğrendik. Biz İsfahan’da ve hayvanlarımız da Hemedan’da kışlar” ifadesi ile gururunu tekrar açığa vurur. Türk elçisi de artık dayanamayarak: “Hayvanlarınız orada kışlar ama sizin nerede kışlayacağınızı bilemem”. Diyerek çok derin ve anlamlı bir cevap vermiştir. Savaş günü yaklaştığında İslam alemi bir yumruk gibi sıklaşmış, din adamları da ellerini Alparslan’ın zaferini dileyerek açmıştır. Alparslan, Osman Turan’a göre şu şekilde dua etmiştir. ” Allahım! Seni kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ey Allahım! Niyetim halistir, bana yardım et. Sözlerimde hilaf varsa beni kahret.” Alparslan, bu duayı yaptıktan sonra ordusuna dönerek, ” Burada Allah’tan başka bir Sultan yoktur, emir ve kader tamamıyla onun elindedir. Burada benimle beraber savaşmakta veya savaşmayıp uzaklaşmakta serbestsiniz!” demiştir.  Selçuklu ordusu, sultanlarının  bu hitabına cevaben, ” Asla emrinden ayrılmayacağız!” demiştir. 26 Ağustos 1071 günü artık muharebe başlıyor; Türkler Allah, tekbir sesleri, kös ve boru gürültüleri ve haykırmalar ile harekete geçiyor ve düşmanı hücuma kışkırtıyorlardı. Gerçekten de kuvvet azlığı dolayısı ile hücumun düşman tarafından yapılması tahrik edilecek ve ilerlediği takdirde Tarank’ın kumandasında pusulara yerleştirilen mühim bir kuvvet arkadan saldırarak Bizans ordusu şaşkına çevrilecek idi. Nitekim imparator da bir kaç gün pusuda sessiz ve hareketsiz kalan Türk ordusunun bu tahrik hücumları karşısında ordusunu harekete geçiriyordu. Diogenes de hazırlanırken, çadır-kilisede, papazların idâre ettiği bir dinî âyinde ve duâda bulunduktan sonra Bizans-ordusu çan sesleri ile hücuma geçti. Böylece iki tarafın gürültüleri ve toz birbirine karışarak tarihin bir dönüm savaşı başlamıştı. Türkler burada da tatbik ettikleri eski taktiklerine göre sahte bir hücumdan sonra çekilirken düşman ilerlemekte idi. Tam bu sırada uz(Oğuz) ve Peçenek Türkleri, saf değiştirerek ırktaşlarının tarafına geçti. Böylece Bizans ordusunun gücü büsbütün kırılmış oldu. Kesinleşen zaferden sonra,  Alparslan’ın imparatora çok alicenaplıkla muamele ettiğinde İslam ve hıristiyan kaynakları tam bir ittifak halindedir. Filhakika Romanos Diyogenes huzura getirildiği zaman sultan onu kucaklamış ve: “İmparator, Müteessir olmayasın.” Diyerek ona bir sultan gibi muamele etmiştir. Selçuklulara bu zaferle Anadolu’da gazâ ve cihat yolu açılmıştır. Bu mağlubiyet tüm batı dünyasının yüreğinde derin bir yara olarak kalmıştır. Zaferden yüzyıllar sonrasında Osmanlı topraklarının işgali sonucunda Anadolu’yu müdafaa eden Mustafa Kemal Paşa ve kahraman askerleri, saldırıların gücünü kırmış ve son yumruğu vurmak üzere Büyük taarruz meydan muharebesinin başlangıcını 26 Ağustos gününe denk getirerek, Türkleri Anadolu’dan çıkarma hayali kuran Batı dünyasına unutamayacağı bir ders vermiştir.

Abdulkadir ÖZKARAMAN

Abdûlkadir ÖZKARAMAN

Abdûlkadir ÖZKARAMAN

KARAMANOĞLU MEHMET BEYİN TORUNU Tarih Bölümü Lisans Öğrencisi, Yazar, Şair

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir