FRANSA’NIN ANTEP HALKINA UYGULADIĞI SOKIRIM

FRANSIZ VE ERMENİLERİN ANTEPLİLERE UYGULADIKLARI SOYKIRIM

Yıl 1919, 5 Kasım günü. Fransızlar Baş Karakol’dan Antep’e girerken, karakoldaki Türk Bayrağını indirirler. Halk bu olaya sert bir tepki gösterir, Fransız komutan zor durumda kalır. Aracılar gönderir, halkı sakinleştirir ve bayrağı geri yerine astırır.

Ermeniler bu defa Fransızları güllerle karşılayarak, Fransız üniforması ile 1500 kişilik bir Ermeni Alayı kurdular. İngilizlerin Antep’i işgalinden cesaret alan Doğu Anadolu’daki Hınçak ve Taşnak Ermenileri, Antep’e göç ettiler. Halep’e göçenler Ermeniler de geri döndüler. Antep sokaklarında terör estirmeye başladılar. Antep Ermenilerini; Müslüman komşularının çatılarını yakmaya mecbur ettiler. Aksi halde Antepli Ermenileri de öldüreceklerini ifade eden Hınçak ve Taşnak Ermenileri kısa zamanda şehirde söz sahibi oldular. Tabii ki, Fransızların bilgisi ve teşviki sayesinde bunları yaptılar.

      (Başkarakol’da Fransızlar Tarafından İndirilen Türk Bayrağı için Anteplilerin Tepkisi)

 

Ermeniler ve Fransızlar daha ileri giderek, namusa el atmaya başladılar. Annesinin peçesinin yırtılması sonucu, annesini savunurken süngülenerek Şehit edilen 13 yaşındaki Şehitkâmil’in Şahadeti sonrasında halk büyük bir protesto yürüyüşü düzenler. Molla Mehmet Karayılan aynı gün Karabıyıklı Cephesinde Fransız birliğini perişan eder ve Kamil’in intikamını alır.

Şahinbey, Karayılan ve Boynoğlu Memik’in çeteleri şehir dışında cansiperane şekilde vur kaç taktiği ile savaşsa da, pek muvaffak olamazlar. 28 Mart 1920 günü Şahinbey Elmalı Cephesinde, 24 Mayıs günü Molla Mehmet KARAYILAN Sarımsaktepe’de şehit olunca, artık Antepliler pek dayanamadılar. Elmalı Cephesinde Şahinbey’in Şahadetinin ardından, Dokurcum Değirmenine yönelen Fransızlar, Değirmene saklanan 14 çocuğu, ellerini arkadan bağlamak suretiyle, sorgusuz, sualsiz kurşuna dizmişlerdir. Demokrasi havarisi kesilen Fransızlar, bu çocukları öncelikle ne esir aldılar,  ne sorgulayıp mahkeme ettiler, daha üstelik kurşuna dizdikten sonra da ölüp ölmediklerini kontrol için tek tek süngülediler. Böylece büyük bir savaş suçu işlediler. Savaş sırasında savunmasız çocukları ve kadınları öldürmek savaş suçuna girer. Fransa bu insanlık suçunu 11 ay boyunca defalarca işlemiştir.

 

          (İşte Belge: 14 Çocuğun Kurşuna Dizilmesine Şahitlik Eden Dokurcum Değirmeni)

 

Şehrin etrafı tel örgülerle sarılmıştı. Şehirden çıkmak veya şehre girmek imkânsız hale gelmişti. Sivil halkın yaşadığı şehrin üzerine ağır toplarla saldıran Fransız Birlikleri ve Ermeni Alayı, tam 80 bin top mermisini şehir içinde yaşayan masum sivil halkın üzerine atmışlardır. Taş üstünde taş bırakmamışlardır. Evinde, sofranın başında yemek yiyen birçok ailenin tepesine 10.5 luk Obüs topu indirerek yüzlerce aileyi yok eden Fransız ve Ermeniler, sivil halka karşı bir soykırım uygulamış, savaş suçu işlemişlerdir.

(İşte Belge: Bombalanan Çınarlı Camii ve Minaresi)

Halk şehrin üzerine yağan bomba yağmurundan dolayı ölülerini dahi gömme fırsatı bulamamıştır. Esenbeg(İhsanbey) Camii’nin yanına düşen bir Obüs topunun açmış olduğu büyük çukura ölülerini atıp, üzerlerine birkaç kürek toprak atarak mağaralara saklanmışlardır. Halkın evlerini yerle bir ettikleri halde, direnişle karşılaşan Fransızlar, halkın camilerde saklandıklarını düşünerek bu defa camiler ve minareler bombalanmış, yerle bir edilmişlerdir.

(İşte Belge: Antep’in üzerine 80 Bin Bomba Atan Fransızların Bıraktıkları Hayalet Şehir Antep)

 

Ermeni çetelerin, kocası seferberlikte olan kimsesiz genç kadınlara tecavüzleri artmıştır. Bu kadar bombalamaya rağmen şehir içine girerek Antep’i teslim almaya korkan Fransız ve Ermeniler, bu defa şehri aç bırakarak telsim olmaya zorlamışlardır. İnsanlar, çocuklar ve kadınlar aç bırakılmışlardır. Şehirde başıboş gezen köpekler dahi aç kaldıkları için, sokağa çıkan insanlara saldırmışlar, kazara dışarı çıkan küçük çocukları parçalayarak yemişlerdir. Halk önceleri Zerdali çekirdeklerini ekmek yaparak yemeye başlamış ama çoğunluğu zehirlenmişlerdir. Zerdali çekirdeği de bulamayan Antepliler, eşek, at, köpek gibi açlıktan ölen hayvan leşlerini yemeye başlamışlardır. Hayvan leşleri kalmayınca, geceleri dışarı çıkarak ot yemeye başlamışlardır. Aç bırakıldıkları için teslim olmak zorunda kalan Anteplilere uygulanan bu zulüm de bir insanlık suçudur. İki ordu arasında eşit şartlarda yapılan muharebelere savaş denir. Şehir içinde kendi halinde yaşayan silahsız sivil halkın kendi evinin içerisinde bombalanarak öldürülmesi bir soykırımdır, bir savaş suçudur, bir insanlık suçudur.

O tarihte Antep’teki Müslüman Türk nüfusu 25 bin civarındadır. Fransızlarla savaşan çete sayısı 1750 kadardır. Bunların tamamı şehit olmuş olsalardı, 1750 şehidimiz olacaktı. Ancak şehir içinde kayıtlara geçen 6500 şehidimiz vardır. Köy yollarında şehit olup da kayıtlara geçmeyen bir o kadar şehidimiz daha vardır. O tarihte 25 bin nüfusu olan Müslüman Türklerden yaklaşık 13 bin kişi katledilmiş, büyük bir soykırıma tabi tutulmuşlardır. Yani Müslüman Türk nüfusunun yarısından fazlası soykırıma tabi tutulmuştur. İşte bu savaş suçlarından dolayı Fransa’nın çoktan İnsan Hakları Mahkemesinde yargılanması gerekirdi.

            Fransızların ve Ermenilerin Anteplilere uyguladıkları ve savaş suçu sayılan eylemlerden bazıları şunlardır:

1-İçinde aile bulunan tek katlı evlerin üzerine 10,5 luk Obüs bombası atmak.

2-Şehrin su şebekesine zehir atarak toplu zehirlenmelere neden olmak.

3-Kurşun mermilerin yerine, cıvalı mermi kullanmak suret ile yaraladıkları kişilerin cıva zehirlenmeleri sonucunda ölümlerine neden olmak.

4-Kayalık zeminlerde, sekerek birçok insanın ölümüne neden olan “Domdom Kurşunu” kullanmak.

Yaklaşık bundan 10 yıl önce yine Fransızlar, bu “Ermeni Soykırımı”  yalanı ile Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak istemişlerdi. Tam o sırada biz Kuvva-i Milliye Başkanımız Mehmet ÖZKARAMAN’ın başkanlığında Gaziantep Baro Başkanına başvurmuştuk: “Biz belgeleri oluşturalım, Barolardan üç gönüllü Avukatınız da Fransa’ya ve Ermeni Diasporasına dava açsınlar, İHAM’de yargılansınlar ve Gazianteplilere tazminat ödensin” demiştik. Ancak Barolardan pek gönüllü Avukat çıkmadığı için, dava açılamamıştır.

Bakıyoruz, bugün yine Temcit Pilavını ısıtıp önümüze koyuyorlar. Başbakanımız Sayın ERDOĞAN da Fransızların Cezayir’de yaptıkları insanlık suçu ile onları köşeye sıkıştırmak istiyor. Evet, Fransızlar Cezayir’de ve bazı Afrika ülkelerinde soykırım yaptılar, bu doğrudur. Ancak gönül isterdi ki Başbakanımız, burnumuzun dibindeki “Antep Soykırımı” ile cevap vermeliydi. Ermeniler, doğuda Ruslarla birleşerek Soykırım yaptılar. Gaziantep’te, Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta Fransızlarla birleşerek soykırım yaptılar. Bunların hesabı sorulmalı iken, kendileri yavuz hırsız gibi baskın çıkmaya çalışarak, hayali soykırımdan söz ediyorlar. Tabii ki, siz haklarınızı savunamazsanız, birileri gözünüzün içine baka baka, yalan yanlış iddialarla sizi suçlamaya çalışır.

Gaziantep’te Ermeni soykırımı olsaydı, toplu mezarları olurdu. Fransız üniforması altında gönüllü olarak savaşırken ölenlerin cenazeleri Fransız Askerleri ile birlikte Fransa’ya gönderildikleri için, mezarlıkları burada yoktur. Antep’te hiç zararı olmayan Ermeni, komşusunun evinin çatısını yakmıştır. Fransızlara güvenerek Antepli komşularını öldüren Ermeniler, daha sonra Fransızların(Ankara antlaşması gereği) çekileceklerini hesaba katmamışlardı. Fransızların çekilmesi sonucu, Ermenilerin Antep’te kalamayacaklarını anlamaları üzerine, gönüllü olarak Fransızlarla birlikte gitmek zorunda kalmışlardır. Meselenin aslı budur. Kimse Ermenileri sürmedi. Çünkü Antepliler o anda Ermenileri sürecek durumda değillerdi. Açlıkla mücadele ediyorlardı. Şehitlerine ağlıyorlardı. Yaralarını tedavi etmeye çalışıyorlardı. Sağ kalanların çoğunluğu kör, topal ve sakat kişilerdi. Sakatlar topluluğu intikam alacak durumda değildi. Fransızlar şehrin tesliminden sonra yeni bir soykırım yapabilirler endişesi ile Antepliler teslim olmadan üç gün önce Heyet-i Merkeziye’nin organizesi sonucu sağlam olanlar şehir dışına çıkarılmışlardır. Civar köylere ve ilçelere göç etmişlerdir. Göç edemeyen sakatlar işgal altında nasıl Ermenileri öldüreceklerdi?

Evet, Antepliler Ermeni öldürmek istediler ama öldürme fırsatı bulamadılar. Fransızlara teslim olan ve bir yıl onların işgalinde kalan Antepliler, nasıl olur da Ermeni öldürebilirlerdi? Fransızlar Antep’i terk ederken, birlikte Ermeniler de terk ettiler. Yaralı, kör, topal, sakat ve bitkin kalan Antepliler, kimse ile savaşamayacak durumda idiler. Ermenilerin yalanı bu noktada açık seçik ortaya çıkmaktadır.

(İşte Belge: Fransız ve Ermenilerin Vahşeti ve Sakat Bıraktığı Gazilerimiz)

Fransızların Antep’ten çekilmeleri üzerine Antep Ermenileri de göç etmek zorunda kalınca haliyle yurtlarından da oldular. Galip geleceklerini ve sürekli Antep’te yaşayacaklarını hep hesaplamışlardı. Fransızların sayesinde galip geldikleri halde, Ankara Antlaşması hesaplarını bozmuştu. Bu göç de nereden çıkmıştı? Bu göçe sebep, Fransızların Ankara antlaşmasını imzalamış olmalarından kaynaklanıyordu. Öyleyse suçlu Fransızlar idi. İşte o günden bu güne Fransızlarla birlikte gitmek zorunda kalan Ermeniler hep Fransa’yı rahatsız ederek; “Siz Antep’ten çekilmeseydiniz, biz topraklarımızdan olmayacaktık. Bari “Ermeni Soykırımı” iddiamızı destekleyin de, bize olan borcunuzu ödeyin” diyorlar. Fransa da Ermenilere karşı bir soykırım yapılmadığını bildiği halde, Antep’te yüz üstü bıraktığı Ermenileri tatmin etmek ve borcunu ödemek için Türkiye’ye karşı böyle bir sahtekârlığı soyunuyor. Meselenin özü budur.

Peki, bizler asıl Soykırıma tabi tutulan insanların evlatları olarak, bugüne kadar bir “Soykırım iddiasında bulunduk mu?”, Devasa bir “Soykırım Anıtı” dikebildik mi? Ölen biz, öldürülen biz… Birileri kuyruk acılarını unutamayarak, soykırıma tabi tutulduklarını iddia ediyor. Öldürenin soykırımdan söz etme hakkı olur mu? Öldürülenlerin söz etme hakkı olmalıdır. Öldürülenler Antepliler olduklarına göre, Anteplilerin “Soykırımdan” söz etme hakları olmalıdır. Öyle ise, bu iddiamızı ispatlayacak şekilde bir dosya hazırlayalım, Fransızları ve Ermenileri dava edelim. Bu şehrin kaymağını yiyen büyük başların, soykırımdan söz ettiklerini bir gün dahi ağızlarından duymadım. Hele mahkeme lafını hiç duymadım. Eski fuarın yanından geçerek İstasyon Meydanına giderken, Şehitkâmil Anıtının karşısındaki Fransız Otelini görünce hep içim sızlamıştır. Şehitkâmil ve annesi otele alttan bakıyorlar, Otel onlara tepeden bakıyor. Eminim Şehitkâmil ve annesinin kemikleri sızlamaktadır. Ama bu otelin yerini verenlerin yürekleri sızlamamıştır. Bari Şehitkâmil’in Anıtını oradan başka yere taşıyın da, bu utanç tablosu ortadan kalksın. Uyan Kamil uyan, bir peçe için şehit olduğun şehirde, hem de anıtının karşısında dikilen düşmanının Oteli yükseliyor. Kanla hediye ettiğin şehir, düzenle elden gidiyor…

 

(Fransız Oteline Bakan Şehitkamil ve Annesi’nin Anıtı)

 

Bu gün yine Barolara çağrıda bulunuyorum: “Gaziantep yalnız bizim mi? Sizlerinde atalarınız bu soykırımdan nasibini aldılar. Kurumunuzun da adı Gaziantep ibaresi ile başlıyor. O halde, Fransızların ve Ermenilerin bu iftiralarından sizlerde rahatsız olmalısınız. Yok mu birkaç gönüllü, vatansever Avukat? Allah rızası için bir dava açacak babayiğitler yok mu? “Antep Soykırımını” belgelerle ortaya koyacak cesur Avukatlar aranıyor! 28.01.2012-Mehmet Demir ATMALI.

Mehmet DEMİR ATMALI

Mehmet DEMİR ATMALI

Karayılan'nın Torunu. Kuva-i Milliyeci Gazeteci, Yazar, Şair, Siyasetçi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir